Aşkı Memnu Memnuniyetsizlik veriyor
MEMNUDAN MEMNUN OLAMAM

Bir ağabeyden inancımıza, aile yapımıza aykırı olan bir filmle ilgili mail aldım. Ağabey tv seyretmediğini ama def-i şer celb-i nef’a racihtir mucibince bu film hakkındaki şikâyette bulunma kampanyasına destek olunması gerektiğini söylüyordu. Ben de tv seyretmeyen birisiyim. Fakat hasbelkader ziyaretler, seyahatler gibi vesilelerle izlediğim kadarıyla ağabeyin bu çağrısının haklı olduğunu biliyorum. Ve RTÜK’ün sayfasından gerekli şikâyetimi yaptım.
Bu tür şikâyetler etkisiz kalır demeyin; çünkü daha o akşam haberlerde RTÜK başkanı şunu diyordu; ”Yerli diziler hakkında aile yapımıza aykırılığı yönünde çok şikâyetler geliyor. Tüm bu şikâyetlere kayıtsız kalamayız. İlgili yayın organlarına ikazda bulunacağız, gerekirse para cezası vereceğiz.”
Ben bu maili okuyup gerekli şikâyetimi ilettikten sonra biraz düşünceye daldım. Bu dizinin ismini düşündüm. Bu isim bir Osmanlıca tamlamaydı. Bana hep güzel bir isim gibi gelmişti bu tamlama. Belki ilk kelimesi olan aşk ikinci kelimeyi perdelemişti belki de ikinci kelimeye dikkat etmemiştim. Ama bu kez tamlamayı ikinci kelime odaklı düşündüm. İkinci kelimeyi başa alıp Osmanlıca tamlamayı Türkçe tamlamaya dönüştürdüm. Memnu aşk oldu. Memnu ne demekti. Risale okumalarımızdan edindiğimiz tecrübeyle bu kelimenin men kelimesinden türediğini anladım. Memnu da yasaklanmış demekti.
Peki, kim yasaklamıştı? Yasaklar Müslüman olmayan toplumlarda insanlarca konur ve zamanla kaldırılabilir. Toplumdan topluma da değişebilir. Ama biz müslümanız. Ve bizim yasaklarımız şu kâinatın sultanından geliyor. Bizi bizden daha iyi bilen bir Rabbimiz var. İçtimai hayatımızı, beşeri ilişkilerimizi, aile hayatımızı idare edecek kuralların en güzelini O koymuş. Ve bizzat Rasul-ü Zişan (asm) ile nasıl tatbik edileceğini öğretmiş.
İşte o an bu tamlamanın bana daha önce verdiği olumlu düşünce kayboldu. Aşk kelimesi de bu tamlamadaki memnu kelimesinin anlamını kapatamaz oldu. Ve aşk-ı memnudan tiksindim ben.
Sonra bu ve benzeri yerli dizilerin her gün en çok izlenen programlar olduğunu gördüm. Bu dizi için şaheser, ölümsüz eser gibi medhiyeler dizildiğini de öğrendim. Ve rtük tarafından uygulanan izleyici kitlesi sınıflandırma işaretlerinden genel izleyici işaretinin seçilmiş olduğunu üzüntüyle gördüm. Üzüntüyle diyorum; çünkü bu işaret bu programları hanımımla, çocuğumla rahatlıkla seyredebileceğimi anlatıyordu. İçerisinde inancımıza, aile yapımıza aykırı pek çok sahnelerin sahnelendiği bu dizileri ben nasıl yüzüm kızarmadan seyredecektim ki?
Rabbim bir erkekle bir kadının beraberliğinin sınırlarını çizmiş. Bir erkek bir kadınla nasıl evlenebilir? Nasıl tanışır, nasıl görüşür, nasıl nikâhlanır sorularının cevapları verilmiş. Ama tv dizilerinde adı yerli dizi ama kadın erkek ilişkileri yönünden yabancıları aratacak sahneler var. Nikâhsız birliktelikler, gönül eğlendirmeler, ihanetler, aldatmalar var. Hâsılı Rabbimin memnu kıldığı sahneler var. Öyleyse ben nasıl olur da bu dizileri keyifle seyredebilirim? Nasıl olur da memnu olan bir şey beni memnun eder? Nasıl olur da bir hafta boyunca o memnu sahnelerin devamını merakla beklerim?
Tarihçe-i Hayatın önsözünde rahmetli Ali Ulvi Kurucu ağabey bizi şöyle tarif etmiyor muydu? “Bir Nur Talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zîra, onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu “Dikkat!” kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.” Öyleyse nur talebesi olma adayı olan ben gözümü dikkatli kullanmalıydım.
Acaba akşam eve geldiğimde elim Kur’ana, risaleye değil de niye hemen tv kumandasına gidiyor? Yoksa ben onlara küstüm mü? Yok yok hayır. Ben onlara değil, onlar bana küsmüş. Sanki bu necis gözlerle bize bakma diyorlar. Veya işlediğim küçük günahlar, yaptığım göz zinaları beni Kur’anımdan, risalemden nefretkarane uzaklaştırıyor. Pek tabi namazlarımada aksediyor bu hatalarımın tesiri. Ezan ne zaman okunacak diye saatime bakmıyorum. Rabbim ne zaman beni huzuruna çağıracak diye heyecanlanmıyorum. Aksine ezan okunduğunda ne çabukta okundu bu ezan daha yeni namaz kılmamış mıydım? Kabilinden düşünceler geçiyor zihnimden. Üstadımın nurlardan iştahla okuyup “bugün imanım çok inkişaf etti” dediği gibi diyemiyorum ben.
İşte ben bugün namazımı güzelleştirmek için, Kur’anım, risalemle barışmak için günahlarımdan tövbe etmeye karar verdim. Ve gözümü sahibinin rızası yolunda kullanmaya karar verdim. Emaneti sahibine satmaya karar verdim.
Evet, Allah senden razı olsun Hayati ağabey. Beni böyle bir tefekküre sevkettin. Ve ben artık Rabbimin memnu kıldığı şeylerden memnun değilim. Önce seyretmeyerek sonra da ilgili yerlere şikâyette bulunarak kardeşlerimin de bu sefahat ateşinden kurtulması için demokratik tepkimi ortaya koyuyorum.
Yazan : Ahmet Uçar